Amellerde Niyet ve Hicret


Hamd, âlemleri terbiye eden Allah’a mahsustur. Salât ve selâm muhacir peygamberlere ve ashablarına olsun. “Ameller ve Emeller” başlığının ilk yazısını cihad olarak yazmaya niyet ettim; ama süreç içerisinde cihadın kendisinden önce hicreti gerektirdiğini anladım. Ancak kendi bölgesinde cihad olup da mücadele edenler bu kısımdan hariç değillerdir. Onlar için de niyetin ve hicretin önemi çok büyüktür.

Amellerde Niyet ve Hicret

Resûlullah Muhammed ﷺ şöyle buyurmaktadır:

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ يَقُولُ

«إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ»

“Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Resûlü’ne ise, onun hicreti Allah’a ve Resûlü’nedir. Kimin hicreti elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadın içinse, onun hicreti de o nedenledir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)

Bu hadisin sebeb-i vürûdu ise şöyledir: Medine’ye hicret döneminde bazı sahâbîler sadece Allah ve Resûlü’nün emrine uymak için Mekke’den Medine’ye hicret ettiler. Ancak içlerinden biri vardı ki, hicretinin asıl sebebi evlenmek istediği bir kadındı. Bu kadının isminin Ümmü Kays olduğu rivayet edilir. Kadın ona, “Benimle ancak Medine’ye hicret edersen evlenirim.” demişti. Adam da bu şartla hicret etti.

O kişi gerçekten hicret etmişti; ama niyeti Allah ve Resûlü için değil, bir kadın içindi. Bu olay üzerine Resûlullah ﷺ insanlara şu ilkeyi hatırlattı: “Ameller ancak niyetlere göredir.” Niyetinde Allah'ın davası varsa onunla muamele görecektir. Resûl’ün yolunda hicreti varsa öyle muamele görecektir.

Bu hadis-i şerifin kapsama alanı çok geniştir. İmam Şâfiî rhm. “Bu hadis yetmiş fıkıh meselesinin temelidir.” demiştir. Çünkü bu hadis; kalpte niyet, ibadetlerde amel, sosyalde ise muâmelâttır. Hicretin amel boyutunda tamamı yukarıda verilen örnekte olduğu gibi %50’dir.

Hayatın tamamını kapsayan bu hadis; önden, arkadan, sağdan ve soldan her türlü amelin niyetini belirler. Amelin hayrını artırmak ve çoğaltmak sadece niyet ile mümkündür. Niyetin hâlis olması şartıyla Allah ﷻ o ameli kabul buyurur; amel yerine gelse de gelmese de niyet ettiği salih ameli hasene olarak yazılır. (Nafile ibadetler için.)

Muhacirin Niyeti

Hicret etmeye niyet eden artık muhacirdir. Gideceği yer de kaldığı yer de onun için gelip geçici bir gölgeliktir. Gölge altında uzun soluklu işler yapılmaz; planlar kurulmaz, hayaller düşünülmez. Hicret edenin amellerinde boş zaman olmaz, oyalanmak olmaz. Muhacir göçebe değildir; muhacir seferî de değildir. Muhacir artık arınmış fedai bir yolcudur.

Hicret; “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” demektir. Resûlullah ﷺ’ın bize tarif ettiği hicret ise şöyledir: “Muhacir, Allah’ın yasakladığı kötülük ve günahları terk eden kimsedir.” (Buhârî, “Îmân”, 4; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 4; “Vitir”, 11)

Hicret kelimesi, selefin bir kısmına göre günahlardan uzaklaşanın yolculuğudur. Yine Peygamberimiz Muhammed ﷺ’in Mekke’den Medine’ye hicreti gibi… Bazılarına göre ise dârü’l-harp bölgesinden çıkarak dârü’l-İslam’a hicret etmektir.

Muhacirin amellerinde niyet çok mühimdir. Çünkü Efendimiz ﷺ konuyu açıklığa kavuşturmuştur: “Kimin hicreti kimin içinse hicreti onadır.” Hicreti göze alan her türlü zorluğa da göğüs germelidir. Olayları incelemeli, sık dokumalı, küresel ve yerel şartları tahlil etmelidir. Bazen ise bunların hiçbiri gerekmez. Çünkü 99 kişiyi öldüren adamın hikâyesinde hicret tamamen uzaklaşmak içindi. Ona hicret vacip olmuştu. Onun nefsini terbiye edecek amel hicretti.

Bu konuda tavsiyem ise şudur: Gideceğin yer, kaldığın yerden daha hayırlı ise hicret hazırlığını yapmandır. Bulunduğun bölgede şer dolu günahlar birikmişse ve günah bataklığından çıkamıyorsan, hicreti Allah’ın rızası doğrultusunda; sâlih niyetinle amel ederek ve Rabbine ısrarla dua ederek yapmalısın. Hicreti niçin yapman gerektiğini bilmelisin. Nebi aleyhisselâm ashabından bazılarını Habeşistan’a gönderdi. Efendimiz ﷺ hicret için Tâif’e gitti; imkân ve zemin bulamadı. Medine’ye Mus‘ab b. Umeyr (ra.)’ı gönderdi. Kendisine izin gelince azığını hazırladı, hicrete koyuldu. Beyt’in sahibi olan Rabbimiz, tertemiz nesle haremin içinde değil de başka bir zeminde devlet ve otorite nasip etti. Onlar da akın akın hicret ettiler. Muhacir–Ensar ilişkisi dünyaya Medine’den yayıldı.

Nebi ﷺ hicretinden sonra hicret farz oldu. Çünkü devlet kurulmuştu, kuvvete ihtiyaç vardı. Ve Muhacirler için şöyle dua ediyordu:“Allah’ım! Ashabımın hicretini kararlı kıl; onları topukları üzerinde tekrar geriye döndürme.” (Müslim, “Vasiyyet”, 5)

Hicret ettikten sonra geri dönenler hoş karşılanmadı, kerih görüldü. Nitekim hicret ettikten sonra Mekke’ye dönüp orada ölen Sa’d b. Havle için Nebi ﷺ çok üzülmüştü.

Hicretin Emelleri

Hicret; vatandan, dostlardan, aileden ve akrabalardan ayrılıştır. Hicret ayrılıktır. Ama hicret, en güzel kavuşmaları âhiret için saklar. En güzel kucaklar orada açılacaktır. En güzel dostluklar orada belli olacaktır. Kim dinini daha iyi yaşamak için hicret ediyorsa, kim ırzını korumak için hicret ediyorsa, kim iffeti için hicret ediyorsa, kim kan davası gütmemek için hicret ediyorsa, kim günahlara girmemek için hicret ediyorsa; melekler onları en güzel şekilde karşılayacaktır. Ve hicretin kaynağı Allah ﷻ’ın korkusu ise onlar için iki cennet olacaktır. Vallahi Allah azze ve celle için olan hicret hiçbir şeye denk değildir. Ve şu izzet dolu nakle kulak verin:

Ali (ra.) der ki: “Muhacirlerden hiç kimse bilmiyorum ki gizli olarak hicret etmiş olsun. Ömer bundan müstesnadır. O hicret edeceği zaman kılıcını kuşandı, yayını omzuna astı, oklarını ve mızrağını eline aldı ve Kâbe’ye gitti. Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri o sırada Kâbe’nin yanındaydılar. Ömer Kâbe’yi yedi defa tavaf ettikten sonra onların yanına vardı ve: ‘İşte ben de Medine’ye gidiyorum! Anasını ağlatmak, hanımını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler ardıma düşsün! Şu vadinin arkasında karşıma çıksın!’ diye haykırdı.” (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, IV, 152–153)

Allah adına yola çıkanı Allah ne zaman yarı yolda bıraktı? İbrahim as., Hacer annemize gideceğini söyleyince “Bizi kime bırakıyorsun?” dediğinde o “Allah’a.” demişti. Allah onları yalnız bırakmadı. Çölün en ıssız yerinden onlara en güzel nimetleri sundu. Onları orada söz sahibi, izzet sahibi kıldı. Ve buradan şu ders çok önemlidir:

“Ben hicret edersem ailemi kime bırakacağım? Onları kim koruyacak? Onlar bensiz nasıl yapacak?” gibi binlerce kuruntuya cevaptır.

Nefis terbiyesi olarak hicret de yeterlidir. Kişi bilinmeyene doğru rotasını çevirirse; korkular kalbini sarar, idealleri onu geride bırakacağını zannettirir, hayalleri köşede kalır, istek ve arzuları rafa kalkar. Fakat sadece Allah ﷻ’ın rızasını gözeterek bu yola çıkarsa; bu zorluk onu en güzel kıvamda pişirir, en güzel kıvama getirir

Cihad İçin Hicret

Efendimiz Muhammed ﷺ’in Yesrib’e hicreti bir göç ve sefer değildi. Devletin kurulması için zamanı ve zemini hazırladı ve Allah’ın emrini bekliyordu. Kendisine izin verilince; doğduğu, büyüdüğü, atası İbrahim as.’ın kendisine emanet ettiği Harem bölgesini, Beytullah’ı Allah’ın emri ve rızası için hicrete koyuldu. Hatta yolda âh çekmişti; gözleri dolmuştu. Vatanı geride bırakıp başka bir yere hicret etmek ve oraya yerleşmek zor gelmişti. Ama büyük ecrin ve derecenin haberini Allah azze ve celle Tevbe Sûresi’nde şöyle dile getirdi:

 

الَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللَّهِ ۚ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

“İman eden, hicret eden, Allah yolunda malları ve canlarıyla savaşan kimseler; Allah katında en büyük dereceye sahiplerdir. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Tevbe, 20)

İman ettikten sonra hicretin önemini vurgulayan Rabbimiz, onların en büyük derecede olduğunu belirtmiştir. Amellerde en büyük derecede olan hicret, emellerimizin korkulu rüyasıdır. Allah’ın dini bugün yeryüzünde yetim kalmış durumda. Kudüs’ün eteklerinde bir grup mücahid, Şam topraklarında bir o kadar, Hindukuş dağlarında ve bölünmüş coğrafyada dağılmış kuvvetler; tek bir hedefte, Kudüs’e gidecek olan Şam topraklarına hazırlanmalı. İslam’ın beş şartı, hicret ameliyle tamamlanmalıdır.

Ameller ve Emeller’in bu bölümünde hicretin bedelini ve izzetini anlatmaya çalıştım. Emeller hususunda, nefse ağır gelen bir amelin olduğunu anlatmaya çalıştım. Rabbim salih amellerimizi artırsın; bizden ve mücahid kardeşlerimizden salih bir amel olarak kabul buyursun. Rabbim, hicret niyetinde bulunan müminlere nasip ve müyesser kılsın. Allahümme âmîn.