Öfke
![]() |
İnsan, içinde taşıdığı duygularla imtihan edilir. Bu duyguların en keskin olanlarından biri öfkedir. Öfke; doğru yönetildiğinde adaletin kapısını açar, kontrolsüz bırakıldığında ise zulmün başlangıcı olur. Bu yüzden öfke, tamamen yok edilmesi gereken bir duygu değil; serbest bırakılması gereken bir taşkınlık da değildir. Öfke, terbiye edilmesi gereken bir kuvvettir. Islahı mümkün olan bir öğretmendir. Bağırıp çağırmaya dönüşürse kabalaşır; yerinde ve zamanında kullanılırsa disipline dönüşür.
Bu yazıda öfkeyi ameller ve emeller açısından ele alacağız. Amellerde öfkenin nasıl kontrol altına alınacağını, emellerde ise öfkenin nasıl bir yıkıma dönüştüğünü göreceğiz.
Öfkenin Mahiyeti
Öfke, nefsin ani tepkisidir. İnsan, hoşuna gitmeyen bir durumla karşılaştığında içten içe kabaran bir ateş hisseder. Bu ateş ya sabırla söndürülür ya da kontrolsüzce yayılır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu gerçeği şöyle ifade eder: “Güçlü kimse, güreşte başkalarını yenen değildir. Asıl güçlü kimse, öfke anında kendine hâkim olandır.” (Buhârî, Müslim) Demek ki güç, başkasını yenmekte değil; kendini tutabilmektedir.
Amellerin Yönüyle: Öfkeyi Yutmak
Kur’an, öfkeyi bastırmayı bir fazilet olarak zikreder: “Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah ihsan sahiplerini sever.” (Âl-i İmrân, 134)
Öfkeyi yutmak büyük bir iradedir yani acizlik değildir. Çünkü öfke anında insanın dili çözülür, kalbi sertleşir, aklı geri çekilir. Böyle bir anda susabilmek, geri adım atabilmek, ortamı terk edebilmek büyük bir ameldir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) öfke anında yapılacakları da öğretmiştir: “Öfkelendiğinde sus.” (Ahmed b. Hanbel) “Ayakta olan otursun, öfkesi geçmezse yatsın.” (Ebû Dâvûd) Bunlar öfkenin yönünü değiştiren amellerdir.
Toplumumuzda öfke, haklı olmanın adı hâline gelmiş; bağırıp mazlumu ezmek, kırıcı sözlerle mümin kardeşini incitmek yaygınlaşmıştır. Haksızlığa uğradığında hakkını öfke, kin ve hasetle alacağını düşünen küçük gruplar ortaya çıkmıştır. Yaygara çıkararak kargaşaya karışmayı güç zannedenler vardır.
Öfkenin En Çok Görüldüğü Yerler
- Ev İçinde Öfke
İnsan en çok değer verdiği kişilere karşı öfkesini kontrol etmekte zorlanır. Çünkü ev, kişinin maskesiz hâlidir. Dışarıda sabreden, evde patlayabilir. Eşler arasında kırıcı sözler, çocuklara karşı sert davranışlar, küçük meselelerin büyütülmesi öfkenin ev içindeki yansımalarıdır. Oysa Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır.” buyurur. (Tirmizî) - Aile ve Akraba İçinde Öfke
Akrabalık ilişkileri sabrın en çok test edildiği alandır. Küçük meseleler büyütülür, kırgınlıklar yıllarca taşınır. Öfke burada kine dönüşür. Kin ise kalbi karartan bir hastalıktır. - İş Hayatında Öfke
İş ortamında öfke çoğu zaman ego ile birleşir: üstünlük kurma arzusu, haklı çıkma çabası ve tahammülsüzlük öfkeyi besler. İnsan iş yerinde kendini savunurken, farkında olmadan nefsini savunur hâle gelir. Olayların büyüklüğü küçüklüğü ikinci planda kalır; işler kontrolden çıkınca sakin bir insan bile öfkenin etkisiyle bambaşka bir hâle bürünür. - Müslümanın Kardeşine Öfkesi
En tehlikeli öfke budur. Çünkü mesele sadece kırgınlık değil; ümmet bilincinin zedelenmesidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla küs durması helâl değildir.” buyurur. (Buhârî)
Bugün en küçük meseleler büyük ayrılıklara sebep oluyor. Çünkü öfke, hak arayışından çıkıp nefsin savunmasına dönüşüyor. Kardeşler arasında yaşanan tatsızlıklar kardeşlik hukukunu zedeliyor, güveni kırıyor; terbiye edilmezse hasedi ve kini besliyor.
Eğer bu konuda sınırlar belirlenirse, tavır ve duruş da ona göre değer kazanır. Peki tatsız durumlar yaşandığında ne yapılmalı? İslam’ın bize öğrettiği ahlâkî duruş ortadadır. Bir hocamızın şu veciz sözü her daim hatırda tutulmalıdır:
“Eğer bu şeriat bizi terbiye etmeyecekse kimi terbiye edecek?”
Evet, bu kitap ehli kitabı değil, önce bizi ıslah eder. Buna rağmen öfkeyi marifet saymak, bağırıp çağırmayı cesaret zannetmek büyük bir yanılgıdır. Amellerin zirvesi; öfkeliyken kendini tutabilmektir. Şehvetin zirveye çıktığı anda “Ben Allah’tan korkarım” diyebildiğin gibi, sana ağır söz söylendiğinde öfkeni yutabiliyorsan ihsan mertebesine yaklaşmışsın demektir. Eşin seni çileden çıkardığı vakit o Allah'ın bana emaneti deyip, elini kaldırmıyorsan onun hatırına, zamanla düzelir diyebiliyorsan sensin erdemli olan ve sensin elini kaldırmadan bağırmadan ADAM olan.
Emellerin Tarafı: Öfkenin Yıkımı
Emeller kısmında öfke artık bir duygu olmaktan çıkar; bir karakter hâline gelir. Sürekli öfkeli olmak, her şeyi kişisel algılamak, affedememek, içten içe kin beslemek… Bunlar öfkenin kalbe yerleştiğini gösterir.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratılmıştır. Ateş ise su ile söndürülür.” (Ebû Dâvûd)
Kontrolsüz öfke, şeytanın insana tesiridir. Öfke büyüdüğünde dil yaralar açar, kalpler kırılır, ilişkiler kopar, ameller zedelenir. Nice ibadetler bir anlık öfke ile boşa gider, nice dostluklar bir sözle yıkılır.
Öfke bir imtihandır. İnsan içindeki bu ateşi ya imanla kontrol eder ya da o ateş kendisini ve çevresini yakar.
Ameller açısından öfke; sabır, sükûnet ve affetme ile terbiye edilir.
Emeller açısından öfke; kibir, kin ve nefsin hâkimiyeti ile büyür.
Mümin bilir ki öfkesini yendiği her an aslında kendini kazanır. Allah ﷻ bizleri öfkesine hâkim olan, affeden ve kalbini temiz tutan kullarından eylesin.
.png)
Yorum Gönder