Faturayı Yansıtmak



İnsan ilişkileri, görünürde birkaç kelimeden, selamlaşmalardan ve günlük temaslardan ibaret gibi görünse de gerçekte çok daha derin bir hukuk üzerine kuruludur. İnsan; ailede, iş yerinde, okulda, sokakta ve dost meclislerinde sürekli bir alışveriş hâlindedir. Bu alışveriş sadece maddi değildir. Saygı verilir, güven alınır. Emek ortaya konur, karşılık beklenir. Sadakat gösterilir, vefa umulur. Her ilişkinin görünmeyen bir muhasebesi vardır. Ne kadar emek verildiği, ne kadar değer görüldüğü, hangi sınırların korunduğu ve hangi hakların gözetildiği bu muhasebenin temelini oluşturur. İşte bu noktada çoğu insanın fark etmediği önemli bir gerçek ortaya çıkar: İlişkilerde yapılan her davranışın bir bedeli vardır. Bu bedel zamanında gösterilmediğinde, yani fatura yansıtılmadığında, ilişkiler yavaş yavaş bozulmaya başlar.

Toplum içinde ağırbaşlı, sabırlı ve edep sahibi insanlar vardır. Her söze cevap vermezler. Her hatayı büyütmezler. Her yanlışın peşine düşmezler. İnsanların kusurlarını örter, ortamın huzurunu korumaya çalışırlar. Kendileri hakkında yapılan ölçüsüz şakalara çoğu zaman sessiz kalırlar. Hakları ihlal edildiğinde, “önemli değil” diyerek meseleyi geçiştirirler. Dışarıdan bakıldığında bu tavır olgunluk gibi görünür. Ancak insanlar çoğu zaman bu sessizliği yanlış okur.

Sabrı zayıflık, nezaketi ise sınırları olmayan bir karakter olarak algılarlar. Böylece karşı taraf, yaptığı davranışın sonuçlarını görmediği için aynı tavırları sürdürmeye devam eder. Çünkü insan, çoğu zaman ancak davranışlarının karşılığını gördüğünde sınırları öğrenir.

Kur’ân-ı Kerim’de Allah (azze ve celle) şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ Suresi, 135). Bu ayet, adaletin yalnızca mahkemelerde değil, hayatın her alanında uygulanması gerektiğini öğretir. İş yerinde, aile içinde, dostluklarda ve kardeşlik ilişkilerinde de adalet esastır. Hakkın teslim edilmediği yerde huzur kalmaz. Zulme sessiz kalındığında, yanlış davranışlar zamanla normalleşir.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de, “Zalim olan kardeşine yardım et; onu zulmünden alıkoymak, ona yapılacak en büyük yardımdır.” buyurarak, haksızlık karşısında sessiz kalmamanın bir kulluk görevi olduğunu bildirmiştir.

“Faturayı yansıtmak” ifadesi tam olarak bu hakikati anlatır. Bu, kaba davranmak ya da insanlarla sürekli tartışmak değildir. Bilakis yapılan yanlışın bir karşılığı olduğunu göstermektir. Saygısızlık yapıldığında rahatsız olduğunu ifade etmek, emeğin karşılığı verilmediğinde hakkını istemek, ölçüsüz şakalara karşı sınır çizmek ve gerektiğinde “Bu doğru değil” diyebilmek, ilişkilerin sağlıklı kalması için zorunludur. Çünkü insanlar yaptıkları davranışların sonuçlarını görmediklerinde, yanlışlarını alışkanlık hâline getirirler.

Bu durum iş hayatında çok net görülür. Bir işçi, fazla mesai yaptığı hâlde hakkını talep etmiyorsa, patron bunu zamanla doğal kabul eder. Sürekli fedakârlık gösteren çalışan, bir süre sonra takdir edilen değil, daha fazla yük yüklenen kişi hâline gelir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz.” buyurmuştur. (İbn Mâce). Bu hadis, emeğin karşılığının eksiksiz verilmesi gerektiğini ortaya koyar. İnsan hakkını savunmadığında, yaptığı fedakârlık çoğu zaman değer değil, fırsat olarak görülür.

Toplum içinde de benzer bir tablo vardır. Şaka adı altında yapılan küçümsemeler, lakap takmalar ve kırıcı sözler çoğu zaman “samimiyet” olarak sunulur. Oysa Allah (azze ve celle), “Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin.” buyurarak bu konuda açık bir sınır çizmiştir. (Hucurât Suresi, 11). Bir insan sürekli alay konusu yapılıyor ve buna rağmen sessiz kalıyorsa, çevresi bu davranışın kabul edilebilir olduğunu düşünür. Oysa iç dünyasında biriken kırgınlık her geçen gün büyür. İnsan bazen gülümser, fakat kalbinde derin bir yorgunluk taşır.

Kardeşlik hukukunda da durum aynıdır. Gerçek kardeşlik, yalnızca güzel sözlerden ibaret değildir. Birbirinin hakkını gözetmek, sınırlarına saygı duymak ve haksızlığa sebep olmamaktır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu yardımsız bırakmaz.” buyurmuştur. (Müslim). Kardeşlik; karşı tarafın sabrını istismar etmek değil, onun hukukunu korumaktır. Sessizliğini kullanmak değil, suskunluğunun arkasındaki yükü fark etmektir.

Bazı insanlar herkesi memnun etmeye çalışır. Her çağrıya koşar, her yükü üstlenir, herkese yardımcı olmaya gayret eder. Fakat sonunda tükenen kendileri olur. Çünkü sınır koymayan insanın iyi niyeti, çoğu zaman suistimal edilir. İşte bu yüzden “hayır” diyebilmek büyük bir erdemdir. “Bunu yapamam”, “Bu beni rahatsız ediyor”, “Bu benim hakkım” diyebilmek, insanın şahsiyetini korur. İslam ahlâkı, pasif bir kişilik değil; merhametli ama vakarlı bir karakter inşa eder.

İlişkilerde en büyük sorunlardan biri, görünmeyen borçların birikmesidir. Haksızlıklar, kırgınlıklar, ihmal edilen haklar ve sömürülmüş emekler insanın içinde sessizce toplanır. Karşı taraf bunları görmediği için ilişkinin sorunsuz olduğunu zanneder. Oysa içeride biriken yük, bir gün öfke, kırgınlık veya uzaklaşma olarak ortaya çıkar. Baştan sınır çizilmiş olsaydı, herkes neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilirdi.

Gün Sonu

İnsan ilişkilerinde huzurun temel şartı, adaletin korunmasıdır. Sürekli susmak, her şeyi sineye çekmek ve hakkını aramamak çoğu zaman erdem değil, yanlışların büyümesine zemin hazırlayan bir tavırdır. Hakkını savunmak kibir değildir. Sınır koymak sertlik değildir. “Hayır” diyebilmek saygısızlık değildir. Aksine bunlar, insanın kendisine ve karşısındakine gösterdiği bir adalet biçimidir.

Unutulmamalıdır ki insanlar, yaptıkları davranışların sonuçlarını gördüklerinde sınırlarını öğrenirler. Faturayı yansıtmak, ilişkileri bozmak için değil; ilişkileri korumak için gereklidir. Çünkü gerçek kardeşlik, gerçek dostluk ve gerçek insanlık; hakkın korunduğu, adaletin yaşatıldığı ve herkesin sınırlarını bildiği ortamlarda yeşerir. İnsan kendi değerini koruduğu ölçüde, çevresi de ona o değeri verir.