İki Yanlış Arasında Bir Doğru Arayışı


Tarih boyunca Müslüman toplumlar, karşılarına çıkan yeni araçlara karşı iki farklı tavır sergilediler. Bir grup, onları bütünüyle reddetti. Diğer grup ise hiçbir ölçü koymadan hayatının merkezine yerleştirdi. Ne yazık ki her iki yaklaşım da uzun vadede ciddi bedeller doğurdu.

Bunun en belirgin örneklerinden biri televizyonun yaygınlaşmaya başladığı yıllardır. Birçok aile televizyonu tamamen haram veya zararlı görerek evine sokmadı. Fakat çocukları okulda, sokakta ve arkadaş çevresinde televizyon kültürüyle tanıştı. Yasaklanan şey zamanla meraka dönüştü. Çocuklar, ailelerinden değil; film karakterlerinden, dizilerden ve popüler kültürden etkilenmeye başladılar.

Bunun tam karşısında duranlar ise televizyonu evlerine aldılar; fakat ona bir sınır koyamadılar. Hangi programın izleneceği, ne kadar süre ekran karşısında kalınacağı ve çocukların hangi içeriklerle büyüyeceği konusunda ciddi bir eğitim verilmedi. Böylece araç, hizmetkâr olmaktan çıktı; evin sessiz öğretmeni hâline geldi.

Bugün benzer bir eşikte duruyoruz. Bu defa karşımızda televizyon değil, yapay zekâ var.

Yapay zekâyı sadece övmek de, sadece korkuyla reddetmek de doğru değildir. Asıl mesele, onu hangi ahlakla geliştirdiğimiz ve hangi bilinçle kullandığımızdır. Çünkü hiçbir teknoloji kendiliğinden iyi veya kötü değildir. Onu değerli ya da zararlı hâle getiren, onu kullanan insanın niyetidir.

Bugün milyonlarca insan, en küçük meselede bile yapay zekâya danışıyor. Bir metin yazarken, bir bilgi araştırırken, bir fikir üretirken hatta bazen dinî konularda hüküm ararken ilk başvurduğu yer artık yapay zekâ uygulamaları oluyor. Bu durum büyük bir kolaylık sağlasa da aynı zamanda önemli bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor.

Çünkü yapay zekâ bir âlim değildir. Bir mürşid değildir. Bir müftü değildir. O, kendisine verilen veriler üzerinden tahminlerde bulunan güçlü bir araçtır. Bu yüzden özellikle din, ahlak ve insan hayatını ilgilendiren konularda yapay zekânın verdiği cevaplar sorgulanmalı, güvenilir ilim ehlinin görüşleriyle karşılaştırılmalıdır.

Ve bu sebeple şuna değinmek elzemdir; Bugün bakanlıktan tutun öğretmenlere kadar sosyal medya ahlakı yapay zeka ıslahı adına ciddi adımlar atmalıdır. Yapay zekaya hayranlıkla bakmak yerine onu araç haline getirmek gerekir.

Kolaylık ararken hakikati kaybetmek, teknoloji çağının en büyük tehlikelerinden biridir.

Bunun yanında başka bir tehlike daha vardır: Tembellik.

İnsan düşünmeyi bırakırsa, araştırmayı terk ederse ve her sorusunun cevabını birkaç saniyede hazır almak isterse zamanla üretme kabiliyetini kaybeder. Yapay zekâ bizim yerimize düşünmeye başladığında değil; biz düşünmeyi bıraktığımızda tehlike başlar.

Bir öğrenci okumayı bırakıp sadece yapay zekânın özetleriyle yetinirse ilimden uzaklaşır. Bir yazar kalemini tamamen yapay zekâya teslim ederse üslubunu kaybeder. Bir araştırmacı kaynak incelemek yerine yalnızca hazır cevaplarla hareket ederse derinliğini kaybeder. Araç, emek vermenin yerine geçtiği anda gelişim durur.

Yapay zekâ bize vakit kazandırabilir; fakat irademizi, tefekkürümüzü ve sorumluluğumuzu devralmamalıdır.

Bugün üzerinde düşünmemiz gereken esas mesele, yapay zekâyı hayatımızdan çıkarmak değildir. Asıl mesele, onu nasıl yönlendireceğimizdir. Bugünden itibaren bu alanda çalışan yazılımcılar, eğitimciler, ilim adamları ve kanaat önderleri bir araya gelerek insanlığın faydasını önceleyen ilkeler geliştirmelidir. Adalet, merhamet, doğruluk, mahremiyet ve insan onuru gibi evrensel ahlaki değerler, bu teknolojilerin geliştirilmesinde göz ardı edilmemelidir.

Müslümanlar da bu sürecin sadece tüketicisi olmamalıdır. Yapay zekâyı yalnızca kullanan değil, geliştiren, denetleyen ve ahlaki ilkeler üzerine düşünen insanlar yetiştirmek zorundayız. Eğer bu alanda söz sahibi olmazsak, geleceğimizi başkalarının değerleri şekillendirecektir.

Belki yüz yıl sonra yapay zekâ bugün hayal bile edemediğimiz alanlarda hayatın içinde olacak. O gün geldiğinde çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağını bugünden atacağımız adımlar belirleyecek. Bunun için korkuyla uzak durmak da ölçüsüzce teslim olmak da çözüm değildir. İhtiyacımız olan şey; hikmet, ölçü ve sorumluluktur.

Yapay zekâ bizim efendimiz değil, hizmetkârımız olmalıdır. Karar veren değil, insan olmalıdır. Düşünen değil, insan olmalıdır. Vicdan sahibi olan da yalnızca insandır. Çünkü madde ile oluşan nesne acımasız ruhsuzdur, ruhunu kaybeden her şey insanlığın ve geleceğin düşmanıdır.

Geleceği şekillendirecek olan teknoloji değildir; teknolojiyi hangi ahlakla kullandığımızdır. Eğer bugünden bu araçları doğru ilkelerle yönlendirebilir, insanı merkeze alan bir anlayış geliştirebilirsek yapay zekâ insanlığın yükünü hafifleten büyük bir nimet olabilir. Aksi hâlde kolaylık adına aklımızı, emeğimizi ve muhakememizi körelten bir bağımlılığa dönüşebilir.

Bu sebeple bugün yapmamız gereken şey, yapay zekâdan korkmak değil; onu doğru kullanmayı öğrenmek, geliştirilmesine katkı sunmak ve onu insanlığın ortak iyiliğine hizmet edecek bir araç olarak konumlandırmaktır. Geç kalmadan bu sorumluluğu üstlenmek, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de hakkıdır.