Aşağılık Kompleksi

Toplumların görünmeyen ama en derin yaralarından biri, insanın kendi varlığını değersiz saymasıdır. Her köşe başında rastladığımız, göz göze gelmekten kaçınan, “Ben kimim ki?” cümlesini içten içe tekrar eden insanlar var. Bu insanlar, sadece ekonomik olarak değil; fikren, ruhen, duygusal olarak da bir çöküşün içinde yaşıyor. Ve ne yazık ki bu çöküş; sessiz, sistematik ve toplumsal bir hale gelmiş durumda. Kendisini değersiz hisseden insan, kendisine ve çevresine hayır getirmez. Ama önce o insanı anlamak, tanımak, sonra da elinden tutmak gerekir. Bu yazı tam olarak bunu yapacak (Allah’ın izniyle): Aşağılık kompleksiyle yaşayan insanı teşhis edecek, sebeplerini tahlil edecek ve örneklerle meselenin iç yüzünü gösterecek.

Kendini Etiketlerle Tanımlama Hastalığı; Kendini “fakir”, “cahil”, “bedevi”, “okumamış”, “bizim gibi biri değil” gibi kalıplarla tanımlayan kişi, öz benliğini değil; başkalarının biçtiği kimlikleri konuşur. Bu tür insanlar kendilerini tanımlarken önce bir kusur sıralar. Zihinleri, sınıflandırmadan beslenir. Bu, sistemin bilinçaltına kazıdığı bir dil. Oysa bir insan ne okumuşluğuyla yücelir, ne fakirliğiyle alçalır. Ama bu ayrımı toplumdan değil de içindeki korkudan alan kişi, sürekli olarak eksik hisseder. Tamamen sağlıklı düşünülmeyen bu durum kişide bir müddet hastalıklı düşünmeye başlar. İnsanların nefsini kendi nefsinden üstün olduğunu, kendisini ise daha aşağı bir varlık gibi görür.

Yaşamayı Lütuf Gören İnsanlar; Hayatı, hakkı gibi değil de bahşedilmiş gibi yaşayanlar… Onlar için var olmak bile bir minnet sebebidir. Yaptıkları her işin sonunda sanki bir özür gizlidir. Bir düşünün; fikir sunarken titreyen, başarıyı dile getirirken utanarak konuşan nice insan var çevremizde. Çünkü zihinlerinde şu yazılıdır: “Ben, yaşamayı bile hak etmeyen biriyim.” Bu iç ses, kişiyi başarıdan alıkoyduğu gibi, onu başkasının gölgesine mahkûm eder. Başakların gölgesine sığınan veya daima öyle düşünen kişi nasıl olurda izzet sahibi olur. Nasıl olurda Allaha kul olur..?

Hor Görülmeyi Normalleştirenler; Bazen insanlar, dışlanmaya o kadar alışır ki, saygı görünce panikler. Bu psikoloji, zamanla kişinin öz değerini sıfırlar. İnsanlar tarafından küçümsenmek artık alışıldık bir durum olur ve kişi, bunu hak ettiğine inanır. Sonra bir gün biri gelir ve ona “Sen değerlisin” der. İşte o an savunmaya geçer, şüphe eder, kabullenemez. Çünkü kendine acımayı konfor alanı haline getirmiştir.

Toplum Onayı Olmadan Hareket Edemeyenler; “Ne derler?” sorusu, bu insanların adım atmadan önce baktığı aynadır. Kendi kararlarını toplumun düşüncelerine göre şekillendirir. Dışarı onaya bağımlı yaşayan bu kişilik, özgürlük nedir bilmez. Dini yaşantısından kariyer planlamasına kadar her şeyde bir içtenlik değil; bir uyum çabası vardır. Çünkü değerli olmak, ancak başkaları tarafından onaylanınca mümkün olur zanneder.

Mütevazılık Maskesi Altındaki Özgüvensizlik; Bu, çok yaygın bir tuzaktır. “Benim haddime değil”, “Estağfurullah ben kimim ki” gibi cümleler, bazen sahici tevazu değil; kökleşmiş özgüven eksikliğinin kamuflajıdır. Asıl tevazu, değerini bilip sessiz durmaktır. Ama özgüvensiz kişi, değerini hiç tanımadığı için sessizdir. O yüzden bu tip insanlar, topluma katkı sunma cesaretini kendilerinde bulamazlar. Örnek: Mahallenin Ahmet’i Ahmet, 26 yaşında. Liseyi yarıda bırakmış, bir fırında çalışıyor. Dindar bir yapısı var, fakat fikrini asla paylaşmaz. Çünkü her seferinde aynı cümleyi söyler: “Ben okumuş biri değilim ki hocam…” Ahmet için fikir beyanı, bir tür haddini aşmadır. Okumuş biriyle konuşurken başını öne eğer. Yolda karşılaştığında selam vermek bile ona fazla gelir. Hâlbuki Ahmet toplum içinde mücevher değerindedir. Ona bir gün şöyle dedim: “Senin yaşadıkların, okuduklarımızdan daha derin. Söyle bakalım; senin fikrin ne?” Sustu. Çünkü çocukluğundan beri kendisine, “Sen bu meselelerden anlama, bunları kavramaz” denmişti. O gün anladım ki, en ağır zincir kafada başlar.

Sonuç: Bu insanlar tedaviye değil, tevhide muhtaç. Şairin dediği gibi: Kula kolluk sona erdi, gönüller Allah’ı seçti.

Bugünün insanı, psikolojik terapiye değil; özgür iradenin Allah’a kul olmakla kazanıldığı bir hayata ve bilince muhtaç. Çünkü Allah’ın “Biz insanı en güzel kıvamda yarattık” buyruğunu içine sindiremeyen bir zihin, kendini daima bir kusurla tanımlar. Zihin özgür olmadan beden de özgür olamaz. Tevhide dayalı bir özgüven, insana şu hakikati öğretir:
“Ben değerliyim, çünkü Allah’ın kuluyum. Sınıflandırmalara, etiketlere, toplumun onayına değil; Rabbimin bana verdiği değere sahibim.”

Allah azze ve celle benim hakkımda: لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ “Biz muhakkak insanı en güzel biçimde yarattık” (Tin, 4) buyurmaktadır. Kendini küçümseyen toplumlar, hiçbir zaman büyük davalar taşıyamaz. O yüzden önce şu soruya doğru cevap verilmelidir: Ben kimim? Çünkü iman, sadece Allah’a değil; Allah’ın değerli kıldığı insana da inanmaktır.

Aşağılık Kompleksi
Zihin dünyasında kök salan bu düşünce, insanı yavaş yavaş toplumdan koparır. Önce sessiz bir soyutlanma başlar; ardından değersizlik duygusu, dengesiz bir yaşam ve derin bir boşluk ortaya çıkar. İşte bu, şeytanın en çok arzuladığı insan tipidir. Allah’a azze ve celle ye kul olamayan gönüller, farkında olmadan kendilerini şeytana sunarlar. Bir toplumun güzellik ölçüsünü moda belirliyorsa, gençlerinin rol modeli sanatçılar oluyorsa, değerlerini oyunculardan alıyorsa; lüks yaşamı magazinlerden, ahlakı da filmlerden öğreniyorsa… O toplum köklerinden kopmuş demektir. Kökünden kopan bir ağacın ise iflah olması mümkün değildir.

Çünkü böyle bir hayatın içinde insan kendini daima başkalarının gözünde tartar. Onay arayışı, beğeni hırsı, eksiklik korkusu… Ve sonunda hep aynı çıkmaz: “Ben aslında kimim?” sorusu. Oysa cevabı çok açık: Sen Allah’ın kulusun. Allaha kul olmuş gönüller izzet sahibidir. Gönüller Allah’ın rızasını arayınca Aşallık olanın dünya olduğunu bilir. Aşallık olanın dünyaya tapanların olduğu belli olur. Kendi değerini Allah’ın sana verdiği kıymetten değil de toplumun geçici ölçülerinden arayan kişi, hiçbir zaman huzuru bulamaz. Çünkü huzur markalarda, süslerde, şöhrette değil; ancak Allah’a kul olmakta gizlidir.

مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا “Kim izzet isterse, bilsin ki izzet bütünüyle Allah’a aittir.” (Fâtır, 10)

Rabbim bizlere izzet sahibi kullar olmayı nasip etsin. Sadece izzeti ve şerefi ondan anlamayı ve idrak etmeyi nasip etsin. Allahumme Amin. Velhamdulillehirabbilalemin