Dava Adamın Eşine


Hamd, âlemleri kudreti ve hikmetiyle terbiye eden Allah’a (azze ve celle) mahsustur. Salât ve selâm, insanlığa hakikati ulaştırmak için ömrünü adayan Peygamber Efendimiz Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) olsun. Selâm, onun yolunu takip eden, derdi ümmet olan tüm müminlerin üzerine olsun.

Ahir zamanda İslam davası çoğu zaman kalabalıkların değil, omuzları sessiz ama yükü ağır insanların üzerinde taşınır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “İslam garip başladı, yine garip olarak dönecektir. Gariplere ne mutlu.” (Müslim)

Bugün en zor olan, davayı konuşacak insan bulmak değildir; davayı yaşayacak insan bulmaktır. Çünkü dava sadece bilgiyle değil bedelle taşınır. Fedakârlık ister, sabır ister, vakit ister. Bazen uykudan, bazen kazançtan, bazen rahatlıktan vazgeçmeyi ister.

Bu çağ konforu büyütür; dava ise sorumluluğu büyütür. Birileri geceleri ekran başında vakit geçirirken birileri gece lambası altında kitap okur.
Birileri hafta sonunu eğlenceyle doldururken birileri gençlerin kalbine ulaşmanın yollarını arar. Birileri yalnız kendi çocuklarıyla ilgilenirken birileri ümmetin çocuklarını da düşünür.

Allah (azze ve celle) şöyle buyurur: “İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder.” (Bakara 207)

Gerçekten de bu yolda yürüyenleri yakından tanıyan herkes aynı manzarayı görür: Gündüz işinde çalışan, akşam derse koşan, gece okumalar yapan, hafta sonu gençlerle ilgilenen insanlar vardır. Onlar bir isim, bir unvan, bir takdir için değil; Allah’ın dininin yeryüzünde bilinmesi için çabalarlar.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.” (Buhârî)

Bu yüzden bazı insanlar kendi hayatını büyütmek yerine başkalarının hidayeti için yaşamayı seçer. Ümmetin derdiyle dertlenir. Bir gencin imanını kaybetme ihtimali onun uykusunu kaçırır. Bir çocuğun Kur’an öğrenmesi onun gününü güzelleştirir.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) hitaben şöyle buyurmuştur: “Allah’ın senin vasıtanla bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.” (Buhârî, Müslim)

Yine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kim bir hayra davet ederse, ona uyanların sevabı kadar sevap alır; onların sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Müslim)

İşte davet insanı bu yüzden yorulur ama vazgeçmez. Çünkü bazen bir sohbet, bir kitap, bir cümle bir ömrün yönünü değiştirir. Bir kişinin hidayeti, belki nesillerin kurtuluşuna kapı olur.

Fakat bu yolun ağır imtihanlarından biri aile meselesidir. Dava ile aile karşı karşıya getirilmez; ancak dava insanın hayatına ağırlık koyar. Eve geç gelinen günler olur. Bekleyen eş olur. Babasını özleyen çocuk olur. Hiç kimse ailesini ihmal etmek istemez; fakat ümmetin yarasıyla ilgilenen insan bazen zamana yetişemez.

İşte burada davanın görünmeyen kahramanları ortaya çıkar: eşler. Bir dava adamının arkasındaki en büyük güç çoğu zaman hanımıdır. Onun sabrı, onun anlayışı, onun duası… Çünkü o eş sadece bir adamla değil, o adamın taşıdığı yükle evlidir.

Allah (azze ve celle) şöyle buyurur: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.”(Tevbe 71)

Bu ayet aileyi yalnızca bir yuva olarak değil, bir omuzdaşlık olarak anlatır. Dava tek kişinin yürüyüşü değildir; birlikte taşınan bir emanettir.

Bu yüzden bazen bir eş şöyle diyebilmelidir: “Git, yorul ama vazgeçme. Ben buradayım.” Çünkü bir adamı yolda tutan sadece ideali değil, evindeki huzurdur. Dünya nimetlerini bugün Allah (azze ve celle) için geri plana bırakabilmek, en güzel hayalleri ve en saf duyguları cennete erteleyebilmek de bu yürüyüşün bir parçasıdır. Mümin eşler birbirlerini dünyaya değil, cennete hazırlayan yol arkadaşlarıdır. Geçici rahatlık yerine kalıcı mükâfatı tercih edebilmek, fedakârlığın en olgun hâlidir.

Belki konuşan bir kişi görünür; fakat arkasında dua eden anne, sabreden eş, anlayan çocuk vardır. Bu dava tek başına yürünmez. Bu yol beraber yürünür. Bugün ümmetin ihtiyacı daha fazla tartışma değil, daha fazla adanmışlıktır. Daha fazla eleştiri değil, daha fazla omuz vermektir. Çünkü bu çağ seyredenleri değil yüklenenleri hatırlayacaktır.

Garipler hâlâ var. Kalabalık değiller. Gürültülü değiller. Ama Allah (azze ve celle) katında kıymetliler.

Ve ne mutlu, bu davaya bir adım yaklaşabilene…