İnanıyorsanız Üstün Gelecekler Sizlersiniz


Hamd olsun âlemleri kudretiyle terbiye eden Allah’a. Salât ve selâm Nebisine, Resûlü’ne olsun. Ashabına, dostlarına rahmet ve mağfiret olsun.
İnanmak, üstün ve kaliteli mümin kulların vasfıdır. Onlarda hüzün ve umutsuzluk yoktur. Çünkü onlar yüce kudrete iman etmişlerdir. Onların gücü ne silahta ne de dünya malındadır. Onların kuvveti, yalnızca Rablerinden aldıkları imandır. İman, en üstün meziyet; kazanmak, en üstün düşüncedir. Üstünlük, vahyin penceresinden bakıldığında kaliteli kulların hâlidir.

İmanın Gücü ve Üstünlük Ahdi
Dilimizde slogan, hayatımızda rol; damarlarda akan sözdür: “Hayat iman ve cihattır.” Bu sözü pısırık ya da gevşemiş şekilde söyleyen olursa, onu uyarın. Bu sloganı sessiz atan olursa, onu uyarın. Çünkü bu söz mümin kulun yaşam biçimidir. Hayat iman ve cihat olmadan boş bir hayattır.

Hayatın tamamı iman ve cihattır. Hayatın tamamı üstünlük ve zaferdir. Yolun sonunda zaferi görmek olmasa da akan kan kutsaldır; ölürse şehittir. İman boyutunda üstünlük, şehadetle; cihat boyutunda ise izzet ve şerefle taçlanır.

“Ey iman edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Muhammed Sûresi, 7. ayet)
Bu ayet, mümin kulun üstün olmasının ilk adımının dine yardım etmek olduğunu bildiriyor. Bu yardım vesilesiyle Allah, ayakları yere kök salmış dağlar gibi sabit kılacağını vaad ediyor. Bu sadece bir sebat teminatı değil; aynı zamanda izzetin, şerefin, hilafetin yeniden müjdesidir.

Böyle bir müjdeden mahrum kalmak akıl işi değildir. Böyle bir ticaret ne bereketlidir! Dünya hayatının tamamı bir çöp kadar değersizdir. Fakat iman, zelil bir hayattan izzet dolu bir yaşama açılır. Bu ticaretin kaybedeni yoktur. Ancak zafer ve şehadettir; üstünlük ve imandır. Üstün olmak isteyenlerin kervanı mübarek olsun, ticareti kutlu olsun.

Üstünlüğün Ölçüsü: İman ve Mücadele
Üstün olmanın tek ölçüsü iman ve cihattır. Bunun dışında kalanlar pasiftir. İman ve cihat, hakikatte zirvedir. Zirveye ulaşmak kolay değildir. Din, sadece kavramakla değil; gönüllere ulaştığında, kuru topraktan fışkıran zemzem gibi coşar. Engel tanımaz, gece gündüz demeden hedefe odaklanır.

Bu iman öyle bir duygudur ki görenleri hayrete düşürür; izleyenleri kendisine çeker. Adeta iman ederler. Rumları fetheden Ömer’in (r.a.) bir ağacın altında uyuduğunu gören elçi hayretle:
– “Bizi yenen, kralları deviren ordular buradan mı çıktı?” dedi.

Düşmanına hayret ettiren şey, onların iman gücüydü. Buna benzer pek çok olaydan biri de Uhud şehidi Amr İbn Cemûh’un (r.a.) kıssasıdır. Onu aktarmadan olmaz; adeta iman ve mücadele ile bütünleşmişti.

Amr (r.a.), İslâm’ın nuruna geç kavuşmuştu. Müslüman olduktan sonra ise şirkte geçen günlerini telafi etmek için canını, malını feda etmeye hazırdı. Yaşlıydı, ayağı topaldı. Bedir’e katılamamıştı ama Uhud’a katılmakta kararlıydı. Çocukları onu engellemeye çalışsa da Rasûlullah’a (s.a.s.) giderek:

“Yâ Rasûlallah! Allah’tan dileğim şudur ki; savaşta şehit olayım ve cennete kavuşayım. Şu ihtiyar yaşımda beni Cennet yolundan mahrum etmeyin!” diye yalvardı.

Efendimiz, çocuklarına: “Israr etmeyin; belki de ona şehadet ve cennet nasiptir.” buyurdu.

Amr (r.a.) büyük bir aşk ve sevinçle orduya katıldı. Savaşta, “Ben cenneti istiyorum! Ben cenneti istiyorum!” diyerek haykırdı. Sonunda oğluyla birlikte şehit oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Amr, oğlu ile beraber işte şimdi cennete ayak bastı.” buyurdu.

Üstünlük, bahanelerle zor amellerden kaçmakta değildir. Üstünlük, gösterişli elbiseler giymekte de değildir. Ömer’in Rumları perişan etmesi, Amr’ın topal ayağıyla cennete ulaşması bize en açık örnektir. “Kur’an eritti, kalıba koydu, meleklerden daha güzel hâle getirdi.” Sahabe, meleklerle yarıştı; düşmanlarını perişan etti, şeytan onların meclisine yaklaşamadı.

Zafere Götüren Yol
“Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer inanıyorsanız, üstün gelecek sizlersiniz.” (Âl-i İmrân, 139)

Zaferin ilk adımı gevşemeyin. Çünkü gevşeklik, mücadele ruhunu zayıflatır. Zafer, kolay bir şekilde kazanılmadığı gibi; sabır ve sebat olmadan da elde edilmez. “Gevşemeyin” emri, sebatkâr olun, yılmayın, direncinizi kaybetmeyin demektir. Nitekim tarihin her döneminde zaferi ancak sebat eden müminler kazanmıştır.

Zaferin ikinci şartı ise üzülmeyin. Çünkü üzüntü, beraberinde ümitsizliği getirir. Allah Teâlâ Yusuf Sûresi’nde şöyle buyurur:
“Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümidini keser.” (Yusuf, 87)

Öyleyse mümin, zafer yolunda asla ümitsizliğe kapılamaz. Umutlu olmak, bazen savaşı kazanmaktan daha önemlidir. Zira umudunu yitiren, daha başlamadan kaybetmiştir. Umutla savaşmak ve mücadele etmek, zaferle gelen bir izzettir.

Bedir günü Müslümanların sayısı sadece 313 kişiydi. Karşılarında ise tam teçhizatlı, üç katı daha kalabalık bir ordu vardı. Ashab endişeliydi; imkânlar kıt, silahlar azdı. Rasulullah (s.a.s.) dua için ellerini kaldırdı, öyle ki hırkası omuzlarından düştü:

“Allah’ım! Eğer şu topluluk helak olursa, yeryüzünde Sana ibadet eden kimse kalmaz!”

Bu yalvarışın ardından Allah’ın yardımı geldi. Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildiriliyor:
“Andolsun ki siz zayıf bir durumda iken Allah size Bedir’de yardım etti. O halde Allah’tan korkun ki şükredesiniz.” (Âl-i İmrân, 123)

Ashabın anlattığına göre, Bedir’de melekler müminlere destek oldu. Kılıç sallarken bazen yanlarında tanımadıkları beyaz elbiseli askerler vardı. Bu, Allah’ın zafer vaadinin gerçekleşmesiydi. Yeter ki gevşemeyin, yeter ki üzülmeyin; inanmışsanız zafer sizindir. Görülmeyen ordular ile bizi destekleyen O’dur.

Ve bu izzet sahibi müminlerin geçmişten bugüne gördüğü en güzel örneği Gazze’dir. İzzetle mücadele etmenin aşkını yaşıyorlar. İmtihanla, sabrın ve çilenin hamuruyla yoğruluyorlar. Ve gelen her imtihana, “Allah’ın bize yazdığından başkası yoktur.” diyorlar. Halbuki düşman onlardan her gün tek tek birçok kişiyi öldürürken onlar her gün daha çok mücadele ediyor, her gün daha izzetle yaşamanın yolunu kat ediyorlar. Hallerinde şikâyet eden tek bir kişi duymadık, görmedik. Hepsi zaferin müjdesini, şehadetin arzusunu sabırsızlıkla bekliyorlar. Ufkun zirvelerinde umudun gökyüzüne çıkan şu sözlere bakın:

“Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem o benimle gelir. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir.” (İbn Teymiyye r.a.)

Bu düşünce, bu ufuk ancak cennete götürür. Hayatın tamamı iman üzerine; yaşamı mücadele, sonucu zafer veya şehadet olan bu kutlu yol kişiyi ancak cennete götürür. O, bu düşüncesi ile artık muzafferdir. Zaferi kutlu olsun, şehadeti mübarek olsun.

Gazze örneği artık sadece bir şehir değil, müminlerin imanla nasıl dimdik ayakta durduğunun canlı şahididir. Abluka, yıkım ve zulüm karşısında onların sebatı, Bedir’de az sayıyla kazanılan zaferi; Uhud’da sabırla verilen mücadeleyi hatırlatıyor. Bugün Gazze’de direnenler bize gösteriyor ki; zafer tanklarla, uçaklarla değil, Allah’a olan yakîn imanla kazanılır. Onların her şehadeti, “Eğer inanıyorsanız, üstün gelecek sizlersiniz” hakikatini bir kez daha haykırıyor.

Amr bin Cemuh’un, Mus’ab bin Umeyr’in, Hamza’nın, Sinvar’ın, Muhammed Dayf’ın ve nice şehidin mücadelesi bize şunu öğretir: Üstünlük, Allah’a iman edenlerin ve bu iman uğruna yılmadan yürüyenlerin hakkıdır. Gazze’deki sabır, Medine’deki fedakârlıkla birleşiyor ve zaferin müjdesi bir kez daha iman edenlere sunuluyor.

Ve üstünlük ancak Allah Azze ve Celle ile olanlarla beraberdir: تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟
“Bu, sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin (bu bilgileri) biliyordunuz. (Öyleyse) sabret! Şüphesiz ki akıbet muttakilerindir.” (Hûd, 49)

Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn.