Ramazan Yeniden Diriliş
.png)
Hamd, âlemleri terbiye eden Allah’a ﷻ mahsustur. Salât ve selâm, nebisi ve elçisi Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e; âline, ashabına ve onların izini izleyenlerin üzerine olsun.
Zaman işleniyor. Günler, haftalar, aylar hiç durmadan akıp gidiyor. Takvim yaprakları kopuyor, saatler tik tak sesleriyle insanın ömründen sessizce eksiltiyor. Dünya dönüyor; dünya işleri de onunla birlikte dönüp duruyor. Lehimize ve aleyhimize işlenen her şey, bu zamanın içinde kayda geçiyor. Ve insan, geri dönüşü olmayan bir yolculukta ilerliyor. Zaman, insana verilmiş en büyük emanetlerden biridir. Ne durdurulabilir ne de geri alınabilir. Her geçen an, bir daha yaşanmayacak şekilde kaybolur. Dünya işleri de, ahiret hesabı da zaman ve zemin üzerinde şekillenir. Bu yüzden zaman, yalnızca geçen bir olgu değil; hesabı sorulacak bir nimettir.
Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikati şu sözleriyle açıkça haber vermiştir: “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin; ölüm gelmeden önce hayatın, hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin.” (Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25)
Bu hadis, insanın ertelemeye olan meylini kıran bir uyarıdır. Çünkü insan çoğu zaman elindeki nimetin kıymetini, onu kaybettikten sonra anlar. Oysa diriliş, kaybetmeden önce fark edebilmekle başlar. Ölüm gelmeden önce hayatın, hesap gelmeden önce zamanın değerini idrak edebilmektir. Mahşer günü tüm insanlık oraya varacağını bilir. Hesabın ve mizanın kurulacağını inkâr eden de, iman eden de bilir. Fark, bilmekte değil; hazırlıkta ortaya çıkar. Hadis-i şerifin işaret ettiği hakikat şudur: Başımıza gelmeden önce hesabını yapmak, insanın aklını ve imanını diri tutar.
İnsan, kötü günler için dünyevî azık hazırlarken; ahiret için eli boş kalmamalıdır. İyilik gemisini boş göndermek, Müslüman’a yakışmaz. Çünkü diriliş, sadece hatırlamak değil; harekete geçmektir. Zamanı seyretmek değil, zamanı değerlendirmektir. İşte mübarek rahmet ayları bu bilinci tazelemek için gelir. Özellikle üç aylar, insanın kendini gözden geçirmesi için ilahî bir davettir. Bu davetin merkezinde ise Ramazan vardır.
Mübarek üç aylar yaklaştığında Ramazan’a kavuşmanın heyecanı, sıradan bir sevinç değildir. Bu heyecan, rahmetle yeniden buluşma umududur. Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in şu duası, bu hazırlığın ne kadar önemli olduğunu gösterir: “Allâh’ım! Receb ve Şâban’ı bize mübârek eyle! Bizi Ramazan’a kavuştur.” (Taberânî, el-Evsat; Beyhakî, Şuab) Bu dua, Ramazan’ın gelişiyle her şeyin kendiliğinden düzelmeyeceğini öğretir. Ramazan’a hazırlık gerekir. Zira diriliş, ansızın değil; bilinçle gerçekleşir. Receb bir uyarı, Şaban bir hazırlık, Ramazan ise diriliş ayıdır.
Ramazan: Diriliş Ayı
Bütün aylar kıymetlidir; bütün günler Allah’a aittir. Ancak Ramazan başkadır. Zamanın içinde zaman, değerin içinde değer taşıyan bir aydır. Nasıl ki mekânlar arasında Kâbe’nin ayrı bir yeri varsa; geceler arasında Kadir Gecesi’nin ayrı bir değeri vardır. Çünkü bu günler ve geceler, Allah’ın kelâmının indirildiği zamanlardır. Ramazan, sadece aç kalınan bir ay değildir. O, imanın tazelendiği, zamanın anlam kazandığı bir diriliş sürecidir. Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bu dirilişi şöyle haber vermiştir: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî; Müslim)
Bu müjde, Ramazan’ı bir alışkanlık değil; şuurlu bir ibadet hâline getirir. İmanla ve ihlasla tutulan oruç, insanı geçmişin yükünden arındırır. Bu arınma, dirilişin en açık göstergesidir.
Ramazan, gündüzleriyle olduğu kadar geceleriyle de diriliş vaktidir. Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Ramazan’ın son on günündeki hâli, zamanın nasıl ihya edilmesi gerektiğini öğretir. Rivayet edildiğine göre, Ramazan’ın son on günü girdiğinde: Geceleri ihya eder, ev halkını uyandırır, kendisini tamamen ibadete verir ve eşleriyle ilişkisini keserdi. (Buhârî; Müslim) Bu tablo, dirilişin fedakârlık gerektirdiğini gösterir. Zamanı ihya etmek, uykudan, konfordan ve alışkanlıklardan feragat etmeyi gerektirir. Kadir Gecesi’ni aramak, zamanın en kıymetli anlarını yakalama bilincidir.
Ramazan, ibadetlerin ruh bulduğu aydır. Teravih, itikâf, mukabele ve infak; bu ayda hayatın merkezine yerleşir. İbadetler, şekilden sıyrılıp anlam kazanır. İnsan, neden ibadet ettiğini yeniden hatırlar. Bu dirilişin kaynağı Kur’an’dır. Nitekim Rabbimiz ﷻ şöyle buyurur: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır…” (Bakara, 2/185)
Kur’an, Ramazan’da sadece okunmak için değil; hayata yön vermek için indirilmiştir. Ayetin devamında Allah’ın kolaylık dilediği, zorluk istemediği ve bu nimet karşısında şükredilmesi gerektiği vurgulanır. Bu da Ramazan’ın, insanı zorlayan değil; dirilten bir rahmet olduğunu gösterir.
Rahmet Kapıları Açılırken Ramazan’ın diriliş ayı olduğuna dair bir başka müjde de şudur: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Müslim)
Bu hadis, Ramazan’ın manevî atmosferini tasvir eder. Engel azalır, fırsat artar. Ancak bu fırsatı değerlendirmek insanın iradesine bırakılmıştır. Diriliş, kapılar açıldığında içeri girebilmektir. Bu yüzden Ramazan’ın kıymetini bilmemek, büyük bir kayıptır. Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şu uyarıda bulunmuştur: “Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.” (Buhârî) Bu ifade, Ramazan’daki zamanın telafi edilemezliğini ortaya koyar. Bazı fırsatlar vardır ki kaçırıldığında geri gelmez. Diriliş, bu bilinci taşımaktır.
Oruç ve Ebedî Mükâfat
Ramazan’da oruç tutanlar için vaat edilen mükâfat, dirilişin nihai hedefini gösterir. Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.” (Tirmizî)
Bu müjde, Ramazan’daki sabrın ve fedakârlığın ebedî karşılığını haber verir. Diriliş, sadece dünyada değil; ahirette de karşılığı olan bir hâldir.
Zaman geçiyor. Her Ramazan, bir öncekinden bize daha yakın. Ve her Ramazan, belki de son fırsat. Rahmet ayları, insanı uyandırmak için gelir. Ramazan ise bu uyanışın zirvesidir. Yeniden diriliş, Ramazan’ı sadece yaşamak değil; Ramazan’la yeniden başlamak demektir. Zamanın kıymetini bilmek, bu ayda kazanılan bilinci yılın tamamına taşımaktır. Çünkü diriliş, takvimle sınırlı değil; hayatla ilgilidir. Ramazan, hâlâ diriltebilir. Zaman, hâlâ değerlendirilebilir. Ve rahmet kapıları, hâlâ açıktır.
Velhamdullilehirabbilamelin...
Yorum Gönder